Yıllardır şu sahneyi o kadar çok gördük ki artık ezberledik: E-ticaret yapan bir firma, Türkiye’den Almanya’ya açılmak istiyor. Siteye Almanca dil seçeneği ekleniyor, içerikler tercüme ediliyor, hatta belki ayrı bir “.de” domaini bile alınıyor. Sonra bir bakıyorlar ki, Almanya’daki bir kullanıcı Google’da arama yaptığında hâlâ Türkçe sayfayı görüyor. Ya da tam tersi, Türkiye’deki bir müşteri, sırf tarayıcı dili İngilizce diye sitenin İngilizce versiyonuyla karşılaşıyor. İşte tam bu noktada, suçlu belli oluyor: Yanlış kurgulanmış veya eksik bırakılmış bir hreflang etiketi. Kobimedya olarak teknik SEO denetimi yaptığımız kurumsal web sitelerinin büyük bir bölümünde, hreflang etiketi nasıl kullanılır çok dilli site SEO hatası meselesinin ciddi bir trafik bölünmesine ve gelir kaybına yol açtığını görüyoruz. Mesele sadece bir etiketin yanlış yazılması değil; yapılan stratejik bir tercih hatası aslında.
Bir düşünün. Google’ın kendi dokümantasyonunda net bir şekilde belirttiği bu etiket, bir nevi trafik polisi gibidir. Hangi kullanıcıya, hangi dil ve bölgedeki sayfanın gösterileceğini söyler. Bunu doğru yapmazsanız, arama motoru kendi başına tahmin yürütmeye çalışır. Tahmin de çoğu zaman yanlış çıkar. Çünkü bir Alman kullanıcının IP’si Türkiye’de de olabilir, tarayıcı dili İngilizce ayarlanmış da olabilir. Eğer siz net bir sinyal göndermezseniz, digital ortamda yaptığınız yatırım boşa gider. Fuarlara ciddi bütçeler harcayıp Almanya pazarına açılmayı hayal ederken, web sitenizin kod yapısındaki bu küçük detay yüzünden o pazara girememeniz gerçekten acı bir ironidir.
Çok dilli bir sitede çuvallamanın arka planı
Bu sorun genelde yazılım ekibinin veya siteyi kuran ajansın, SEO’nun bu teknik yüzünü bilmemesinden kaynaklanır. Bırakın hreflang’i, çoğu zaman sayfaların dil beyanı bile HTML etiketinde doğru tanımlanmaz. Firma sahibi, “Bizim site 3 dilde yayında” diye düşünürken, aslında Google’ın gözünde site hâlâ sadece Türkçedir. Ya da en sık rastladığımız durum: Tüm dillerin sayfaları indekslenmiştir ama hepsi birbiriyle yarışır. Aynı anahtar kelime için sitenin Türkçe, İngilizce ve Almanca sayfaları kendi kendine rekabet eder. Google hangisini göstereceğini şaşırır ve genelde hepsini sıralamada aşağı çeker. Buna SEO literatüründe “kanibalizasyon” denir. Siz başka dillerde yeni pazarlar fethetmek isterken, kendi trafiğinizi bıçaklarsınız.
Daha da vahim bir senaryo var: Yanlış kurgulanmış bir site yapısı yüzünden, Google’ın güvencesi olmadan, kullanıcı İngilizce sayfanızın tam ortasında pat diye bir Türkçe paragrafla karşılaşır. Uluslararası pazarda güvenilirlik dediğiniz şey, işte o an bıçak gibi kesilir. Booking.com gibi dev platformlarla rekabet etmeye çalışırken, daha kod seviyesindeki tutarlılığı sağlayamıyorsanız, o müşteriyi elinizde tutma şansınız yok. Aracı platformlara ödediğiniz komisyonların ne kadar can yakıcı olduğunu hepimiz biliyoruz. Doğrudan satışı artırmak için bu teknik detayları çözmek, komisyon maliyetini düşürmenin en akıllıca yoludur.
Hreflang etiketi tam olarak nedir ve nasıl kodlanır
İşin mutfağına inelim. Hreflang, Google ve Yandex gibi arama motorlarına bir sayfanın dilini ve isteğe bağlı olarak hedeflediği coğrafi bölgeyi bildiren bir meta etikettir. Genellikle sitenin
bölümüne bir link elementi olarak, XML site haritasına veya HTTP başlığına eklenir. Pratikte en temiz ve yönetmesi en kolay yöntem, site haritasına eklemektir. Ama bizim en çok tercih ettiğimiz şey, sayfa bazında içinde tanımlamaktır çünkü hata yapıldığında bulması ve düzeltmesi daha hızlı olur.Temel yazım kuralına bakalım. Bir etiketin dil kodu, ISO 639-1 formatında olmalıdır. İngilizce için “en”, Türkçe için “tr”, Almanca için “de”, Arapça için “ar” gibi. Eğer bir bölge hedeflemesi de yapmak istiyorsanız, ISO 3166-1 Alpha 2 formatında ülke kodu eklenir. Mesela İspanyolca konuşan ama Meksika’yı hedefleyen bir sayfa için “es-mx”, İngilizce konuşan ABD için “en-us” yazılır. Burada kritik ve sık yapılan bir hata var: Dil kodu küçük harfle, bölge kodu büyük harfle yazılır. “en-US” doğruyken “EN-us” veya “en_us” yanlıştır. Bu küçücük bir noktalama hatası, Google’ın o sinyali tamamen yok saymasına sebep olur. Bunu, hazırladığımız büyük bir turizm portalında yaşamıştık. Alt çizgi ile yazılan kodlar yüzünden sitenin farklı dil versiyonları aylarca düzgün indekslenmedi.
Kodun pratik görünümü şöyledir. Elinizde Türkçe bir ana sayfa var. Bu sayfanın aynısı İngilizce ve Almanca olarak da mevcut. Her üç sayfanın da
bölümüne, hem kendini hem de diğer alternatiflerini referans gösteren bir dizi etiket eklemeniz gerekir. Yani Türkçe sayfa “ben buyum, işte İngilizce ve Almanca kardeşlerim de şurada” der. Aynı şekilde İngilizce ve Almanca sayfalar da aynı karşılıklı referansı vermelidir. Buna “geri bildirim döngüsü” denir. Bu döngü kırılırsa, Google sinyalin güvenilirliğini sorgular.En sık yapılan dört ölümcül hata
Yıllar içinde yaptığımız teknik SEO analizlerinde, hreflang kurulumundaki bu hataların neredeyse standartlaşmış birkaç başlık altında toplandığını gördük. Bunlar birer kod hatası gibi görünse de, aslında iş sürecinin ve stratejinin yanlış kurgulandığını gösterir. Gelin bunlara yakından bakalım.
Birincisi, karşılıksız etiket kullanımı. En sık gördüğümüz senaryo şu: Site sahibi, sadece İngilizce sayfanın koduna, Türkçe versiyonu işaret eden bir hreflang etiketi koyar. Ama Türkçe sayfa, İngilizce sayfayı işaret eden bir etikete sahip değildir. Bu, tek taraflı bir aşk ilanı gibidir. Google bu tek yönlü referansı geçersiz sayar. Mutlaka her sayfa, diğer tüm alternatiflerini işaret etmelidir. Bir alışveriş sitesinde, sırf bu döngü kırıldığı için beş ayrı dildeki tüm sayfaların sıralamasının çöktüğüne tanık olduk. Site sahibi sorunu anlamakta zorlanıyordu çünkü “ben koydum işte” diyordu ama karşılığını kontrol etmemişti.
İkincisi, x-default etiketinin unutulması. x-default, dil veya bölge eşleşmesi olmayan kullanıcılar için bir varsayılan sayfa belirtir. Genelde bu, kullanıcının kendi dilini seçebileceği bir dil seçim ekranıdır. Eğer bir sayfanın x-default tanımı yoksa ve arama motoru kullanıcı için uygun dili bulamazsa, göstereceği sayfayı rastgele seçer. Bu da İspanya’dan gelen bir kullanıcının karşısına doğrudan Almanca sayfanın çıkmasına sebep olabilir. Basit bir dil seçim sayfası hazırlayıp, onu x-default olarak tüm sayfalara tanıtmak, bu riski ortadan kaldırır.
Üçüncüsü, yanlış dil ve bölge kodu kullanımı. Bu sadece alt çizgi veya büyük harf hatası değildir. Örneğin İngilizce genel bir sayfa için “en-uk” yazmak. “uk” diye bir ülke kodu yoktur; Birleşik Krallık için “gb” kullanılır. Ya da Avusturya’da yaşayan Almanca konuşan kitleyi hedeflemek isterken “de-de” yazıp Almanya’yı hedeflemek. Kod seviyesindeki bu küçük yanlışlık, tüm hedeflemenizi yanlış kitleye yönlendirir. Bunun sonucunda, hedeflediğiniz ülkeden trafik alamaz, “acaba SEO çalışmıyor mu?” diye boş yere endişelenirsiniz.
Kobimedya Vizyonu
Sektörde 20. Yılımız
Dördüncü ve en sinsisi, canonical etiket ile çakışma yaratmaktır. Canonical etiket, bir sayfanın esas kopyasının hangisi olduğunu söyler. Çok dilli bir sitede, İngilizce sayfaya canonical koyup, kendisini işaret etmesi gerekirken, yanlışlıkla Türkçe sayfayı işaret ederseniz, Google İngilizce sayfayı indeksten çıkarabilir. Çünkü hem hreflang ile “bu sayfa İngilizcedir” deyip hem de canonical ile “Türkçe sayfa benim aslım” derseniz, arama motoru bu çelişkiyi çözemez ve genelde ikisini de cezalandırır. Bu hatayı büyük bir kurumsal web sitesinin uzun süren düşüşünü incelerken tespit etmiştik. Günün sonunda sorun kod yığınının arasında küçücük bir satırdı ama etkisi ciddi bir gelir kaybı anlamına geliyordu.
Alt dizin, alt alan adı ve ayrı domain: Hangi yapıyı seçmeli
Hreflang kurulumunun öncesinde verilmesi gereken en önemli stratejik karar, dil ve bölge versiyonlarını hangi URL yapısında konumlandıracağınızdır. Bu karar, etiketin nasıl yazılacağını doğrudan etkiler. En yaygın üç yöntem var: alt dizin (site.com/en/), alt alan adı (en.site.com) ve ülkeye özel alan adı (site.de). Her birinin SEO’ya, yönetim kolaylığına ve marka algısına farklı etkileri vardır.
Biz Kobimedya olarak özellikle kurumsal markalara, mevcut ana domainlerinin otoritesinden faydalanabilmeleri için, alt dizin yapısını sıklıkla öneriyoruz. site.com/tr/, site.com/en/ gibi.. Çünkü ana domainin yıllar içinde kazandığı tüm backlink gücü ve otorite, alt dizinler tarafından kısmen de olsa miras alınır. Eğer sıfırdan bir ülke domaini (ccTLD) alırsanız, o domainin otoritesini sıfırdan inşa etmeniz gerekir. Bu da ciddi bir zaman ve kaynak demektir. Almanya pazarına “.de” domaini ile giren bir mobilya markasının, ana sitesi güçlü olmasına rağmen Alman pazarında neredeyse görünmez olduğunu ve iki yıl boyunca çok ağır bir SEO süreci yaşadığını gözlemledik.
Bununla birlikte, alt alan adı (subdomain) yöntemi genelde büyük ve yapısal olarak tamamen farklılaşmış siteler için uygundur. Mesela bir e-ticaret sitesinin blog veya destek bölümü gibi. Ama sayfanın asıl gövdesi için alt alan adı kullanmak, yukarıda bahsettiğimiz otorite mirasını böler. Ayrı bir ccTLD almak ise, sadece o ülkede ticari ve yasal olarak bir zorunluluk varsa veya marka algısını hiper-lokal kılmak istiyorsanız mantıklıdır. Stratejik karar verirken, işletme büyüklüğü, mevcut site otoritesi ve uzun vadedeki hedef pazarlar belirleyici olur. Her işletme için özel olarak değerlendirilmesi gereken bir durumdur.
Arapça ve Farsça gibi RTL dillerde ilave hassasiyetler
Dil ve bölge kodu teknik ayrıntısı çoğu kişi için Latin alfabesi dilleriyle sınırlıdır. Oysa Ortadoğu ve Kuzey Afrika pazarına açılan bir firma için durum biraz daha karmaşıktır. Arapça, sadece bir dil değil, aynı zamanda sayfanın tamamen sağdan sola (RTL) akan bir arayüze sahip olmasını gerektiren bir yapıdır. Hreflang etiketinde “ar” kodunu kullanırsınız. Ama mesele bununla bitmez. Eğer BAE, Suudi Arabistan veya Mısır gibi spesifik bir ülkeyi hedefliyorsanız, kültürel ve yerel dil farkları nedeniyle sadece dil kodu yetmeyebilir. Örneğin “ar-sa” ve “ar-ae” gibi bölge kodlu tanımlamalara gitmeniz gerekir.
Burada gözden kaçan asıl detay, sayfanın HTML yapısındaki dir="rtl" ve lang="ar" tanımlarıdır. Bu tanımlar olmadan, siz hreflang ile Google’a dil sinyali gönderseniz bile, tarayıcıda sayfanın düzgün görüntülenmesi teknik olarak mümkün olmayabilir. Ayrıca, Google bu elementlere de bakar. Eğer hreflang “ar” diyor ama HTML lang “en” olarak kalmışsa, bu bir tutarsızlık sinyalidir. Daha da can sıkıcı olan şudur: Arapça URL yapısı kullanmak isteyenler, karakter kodlaması ve slug yapısında sıkıntı yaşarlar. Bu da indeksleme hatalarını tetikleyebilir. BAE merkezli bir tur operatörünün sitesinde, sırf slug’lar ASCII’ye uygun temizlenmediği için Google’ın binlerce URL’yi tarayamadığını tespit etmiştik. Bu seviyede bir detay, işin mutfağında olmayan birine “Arapça sitem çalışmıyor” dedirten türden bir detaydır.
Kurulumu Search Console üzerinde doğrulamak ve izlemek
Hreflang etiketlerini ekleyip işin bittiğini düşünmek, en büyük hobimizdir. Oysa asıl iş, o etiketlerin doğru çalışıp çalışmadığını izlemektir. Burada başrol Google Search Console’undur. Konsolun “URL Denetleme” aracı ve site haritası üzerinden yaptığınız hreflang doğrulaması, size net bir karne verir. Bir URL’i denetlediğinizde, Google’ın o sayfada hangi dil alternatiflerini gerçekten gördüğünü, etiketlerin doğru okunup okunmadığını ve karşılıklı referansların yerli yerinde olup olmadığını adım adım izleyebilirsiniz. Site haritasına eklediğiniz hreflang tanımlarının işlenip işlenmediğini de yine Search Console’un site haritası raporu üzerinden takip edebilirsiniz.
Biz rutin denetimlerimizde, bu doğrulamayı manuel taramayla birleştiririz. Bir sayfada x-default tanımının eksik kaldığını ya da bir referansın karşılıksız olduğunu fark ettiğimizde hemen müdahale ederiz. Aynı zamanda canlı bir URL’i “URL Denetleme” aracına sokup, oluşturulan HTML’in içinde etiketlerimizin gerçekten görünüp görünmediğini, canonical ile karışıp karışmadığını kontrol ederiz. Burada en can alıcı nokta, Google’ın sıralama yaparken neyi baz aldığını anlamaktır. Mesela, Almanya’dan “site.com/en/” sayfasına bir bağlantı gelmiş ve siz bunu Almanca sayfaya yönlendirecek hreflang’i eksik yapmışsınız. Google’ın bu sinyali nasıl yorumlayacağını izlemek ve gerektiğinde düzeltme yapmak, sürekli bir iş akışıdır. Teknik SEO, kuru kuruya kod eklemek değil; bu ekosistemin içindeki etkileşimi okuyabilmektir.
Son tahlilde, hreflang etiketi nasıl kullanılır çok dilli site SEO hatası konusu, sadece yazılımın değil, iş stratejinizin de bir parçasıdır. Uluslararası açılım hayali kuran bir işletme, bu teknik detayları oturtmadan yurt dışına çıkarsa, taş duvara dayanmış olur. Görkemli bir fuar standı, basılı on binlerce broşür ya da sosyal medyada verilen reklamlar, temeli sağlam olmayan bir internet sitesini kurtaramaz. Dijital dünyanın temeli ise bu tip görünmeyen ama varlığı ve yokluğu arasında uçurum olan detaylardır. Kobimedya olarak, işletmelerin bu kayıplarını onarmak yerine, doğru kurguyla trafik bölünmesini baştan engelliyoruz. Çünkü biliyoruz ki doğru teknik altyapı, sürdürülebilir büyümenin ve dijitalde kârlılığın tek sigortasıdır. İhtiyacınız olan çözüm, işletmenizin büyüklüğüne ve hedeflerine göre özel olarak şekillenir; siz uluslararası pazardaki hedeflerinizi anlatın, biz size ihtiyaca özel bir teklif sunalım.
Web Sitesi: kobimedya.com