Pazartesi sabahı saat 09:05. Bir holdingin İK müdürü, masasına yeni düşen ihbar tazminatı davasının tebligatına bakarken derin bir nefes alıyor. Dosyayı karıştırırken aklından geçen ilk şey, yıllardır birlikte çalıştığı hukuk bürosunun bu alanda ne kadar yetkin olduğu değil. Doğrudan Google'a yazdığı şu oluyor: "Ankara iş hukuku avukatı işveren." Karşısına çıkan ilk üç sonuca tıklıyor; birinin sitesi güncellenmemiş, diğerinde yalnızca çalışan haklarıyla ilgili blog yazıları var, üçüncüsü ise hiç açılmıyor. Ardından LinkedIn'e geçiyor, arama çubuğuna aynı kelimeleri yazıyor. Yine hayal kırıklığı. Oysa aradığı kişi belki de birinci derece bağlantısı, ama profilinde doğru anahtar kelimeler olmadığı için asla karşısına çıkmıyor. İşte tam bu noktada, iş hukuku avukatı LinkedIn içerik stratejisi denilen şeyin yalnızca bir pazarlama terimi değil, doğrudan ciro kaybı anlamına geldiğini yıllardır görüyoruz. O İK müdürü o sabah bir avukat bulamadı. Telefon rehberinden tanıdık bir ismi aradı; o isim de iş hukuku alanında çalışmadığı için başkasına yönlendirdi. Zincir uzadı, vakit kayboldu, dava süreci ise beklemedi. Dijitalde var olmayan ya da yanlış konumlanan bir avukat, tam da ihtiyaç anında işverenin karşısına çıkamadığı için kaybediyor. Üstelik bu kayıp yalnızca bir dava dosyası değil; o işverenin arkasındaki holding grubunun tüm İK süreçleri, belki yıllık retainer sözleşmeleri, belki de sektördeki diğer İK müdürlerine yapılacak tavsiyeler. Tüm bunlar bir LinkedIn profilinin doğru kurgulanmaması yüzünden buhar olup uçuyor.
Hedef kitle işveren mi, çalışan mı
Bu soruya net cevap vermeden atılan her adım boşa kürek çekmektir. İş hukuku avukatlarının büyük çoğunluğu, farkında olmadan çalışan tarafına hitap eden bir dille konuşuyor. Sosyal medyada "işten çıkarıldınız mı, haklarınızı biliyor musunuz" minvalinde paylaşımlar yapmak, etkileşim getirse de doğru müvekkili getirmiyor. Çünkü bireysel çalışan dosyaları genelde tek seferliktir; tahsilat riski yüksektir, duygusal yıpranma fazladır. Oysa işveren tarafı süreklilik arz eder. Aylık danışmanlık, düzenli sözleşme inceleme, toplu işten çıkarma süreçlerinde yönetim, bordro denetimi gibi tekrar eden iş kalemleriyle istikrarlı bir gelir kapısıdır. Kobimedya olarak mesleki hizmet sektöründe dijital konumlandırma yaparken hep şunu sorarız: "Bir yıl sonra aynı müşteriyle çalışmaya devam etmek ister misiniz?" Cevap evetse, hedef kitleniz işveren olmalıdır. LinkedIn stratejisini de bu temel üzerine kurmak gerekiyor. Profesyonel bir ağ olan LinkedIn'de gezinirken dikkat edin: iş hukuku avukatlarının paylaştığı içeriklerin önemli bir kısmı "işçinin hakları" ekseninde dönüyor. Anlatım dili mağduriyet üzerine kurulu. Bu durum işveren ve İK profesyonellerinin gözünde o avukatı çalışan temsilcisi olarak konumlandırıyor. Halbuki aynı avukat belki de yıllardır kurumsal firmalara danışmanlık veriyor, toplu iş sözleşmeleri yönetiyor, arabuluculuk süreçlerinde işveren vekili olarak yer alıyor. Ama LinkedIn'deki dil buna uymadığı için, işveren tarafı o profili gördüğünde "bu avukat bize uymaz" deyip geçiyor. Bir kez daha altını çizelim: asıl para işverendedir, ama işveren yalnızca kendine benzeyen, kendi dilini konuşan, kendi sorunlarını anlayan profesyonele güvenir.LinkedIn'de mevzuat yorumları ve otorite
LinkedIn'de otorite kurmanın en hızlı yolu, mevzuatı yalnızca aktarmak değil, yorumlamaktır. Birçok avukat İş Kanunu maddesini kopyala-yapıştır yaparak gönderi hazırlıyor. O madde zaten her yerde var; Mevzuat.gov.tr'de, ders kitaplarında, herkesin erişebileceği kaynaklarda. İK müdürünün ya da işverenin senden beklediği şey, o maddenin arkasındaki tehlikeyi ya da fırsatı göstermendir. Örneğin, işe iade davalarında "geçerli fesih" kavramını sadece tanımlamakla yetinirsen sıradan olursun. Ama şöyle bir yorum yaptığında fark yaratırsın: "Yargıtay'ın son dönem kararlarında performans yetersizliğine dayalı fesihte, işverenin somut veri sunma yükümlülüğü eskiye göre çok daha sıkı denetleniyor. Artık yalnızca tutanak yetmiyor; şirket içi yazışmalar, hedef gerçekleşme oranları, hatta ekran kayıtları bile dosyaya giriyor." İşte bu cümle, işverenin tüylerini diken diken eder ve o avukatı arama ihtiyacı doğurur. Otorite dediğimiz şey; bilinmeyeni göstermek, öngörü yapmak ve riskleri önceden haber vermekle kurulur. Her hafta en az bir Yargıtay kararı taraması yapıp, kararı önce kendi cümlelerinle özetleyip sonra da "bu karar şu anlama geliyor" diye bir paragraf eklemek, seni sektöründe düşünce lideri yapar. Zamanla İK müdürleri gönderilerini beklemeye başlar. Çünkü onların işi bu kararları taramak değil, ama kararların iş süreçlerine etkisini bilmek onların sorumluluğunda. Onlara bu servisi düzenli veren avukat, danışmanlık anlaşmasını da alır.Güncel karar ve düzenleme bültenleri
İK profesyonellerinin en büyük sıkıntılarından biri, mevzuat değişikliklerini ve güncel yargı kararlarını takip edecek zamanlarının olmamasıdır. Onların gündeminde bordro yetiştirmek, işe alım süreçlerini yönetmek, eğitim organizasyonları yapmak vardır. Mevzuat takibi çoğu zaman haftalık toplantı öncesi hızlıca bir internet taramasından ibarettir. Tam da bu noktada, düzenli olarak hazırlanan bir karar ve düzenleme bülteni, iş hukuku avukatı için altın değerinde bir görünürlük aracıdır. Üstelik LinkedIn bu iş için biçilmiş kaftandır; çünkü PDF olarak web sitesine konan bir bültenin okunma ihtimali düşüktür, ama LinkedIn akışında iyi kurgulanmış bir gönderi olarak karşılarına çıktığında okunma ve etkileşim alma ihtimali katlanır. Bülten içeriği hazırlarken yapılan en büyük hata, her şeyi anlatmaya çalışmaktır. O hafta Resmî Gazete'de yayımlanan tüm düzenlemeleri sıralamak değil, yalnızca işverenleri doğrudan ilgilendiren bir-iki konuyu derinlemesine ele almak gerekir. Örneğin, kıdem tazminatı tavanındaki güncelleme, asgari ücret desteğindeki değişiklik ya da uzaktan çalışma yönetmeliğindeki bir detay. Bunların her biri ayrı birer LinkedIn gönderisi olabilir. Gönderi metninde kısa ve net başlık, ardından iki-üç satırda değişikliğin özü, sonra da işletmeye etkisi ve en sonda aksiyon önerisi. Bu format, okuyan kişinin zihninde "bu avukat işimi kolaylaştırıyor" algısı yaratır.Web sitesinde hizmet ayrımı sayfaları
LinkedIn stratejisi kadar önemli bir diğer konu da web sitesinin yapısıdır. LinkedIn üzerinden güven oluşturup web sitesine yönlendirilen potansiyel müvekkil, orada neyle karşılaşıyor? Uygulamada gördüğümüz en büyük eksikliklerden biri, iş hukuku hizmetlerinin tek bir sayfada toplanması ve işveren ile çalışan tarafına aynı anda hitap etmeye çalışılmasıdır. Bu durum her iki taraf için de kafa karıştırıcıdır. İşveren, sayfada "işçi alacakları" başlığını gördüğü anda "bu avukat benim karşı tarafımı temsil ediyor" diye düşünebilir. Oysa aynı avukat hem işveren hem çalışan tarafında dosya alıyor olabilir; ancak bunu web sitesinde net bir şekilde ayrıştırması gerekir. Yapılması gereken basittir: En az iki ayrı hizmet sayfası. Biri kurumsal danışmanlık ve işveren vekilliği, diğeri bireysel iş hukuku ve çalışan hakları. Kurumsal sayfada dil tamamen işletme yöneticilerine hitap etmeli; risk yönetimi, uyum süreçleri, toplu işten çıkarma stratejileri, arabuluculukta işveren pozisyonu gibi başlıklar yer almalı. Bireysel sayfada ise ihbar, kıdem, mobbing, işe iade gibi konular açıklanmalı. Bu ayrımı yapmayan avukat, web sitesine gelen trafiğin büyük kısmını dönüştüremez. Kobimedya olarak yıllardır ısrarla söylediğimiz şey sudur: Dijitalde netlik, ciroyu doğrudan etkiler. Kafası karışan ziyaretçi siteni terk eder ve bir daha dönmez.Meslek kuralları içinde paylaşım dili
Avukatlar için sosyal medyada içerik üretmek, diğer meslek gruplarına göre daha fazla hassasiyet gerektirir. Baro kuralları, reklam yasağına dair düzenlemeler ve mesleki etik ilkeler, paylaşımların dilini sınırlandırır. Ancak bu sınırlar içinde kalarak da son derece etkili bir içerik stratejisi kurmak mümkündür. Önemli olan, bilgilendirme ile reklam arasındaki çizgiyi doğru çizmektir. Somut bir dava hakkında yorum yapmamak, müvekkil ismi vermemek, "en iyi biziz" türü karşılaştırmalı ifadelerden kaçınmak temel kurallardır. Bunun ötesinde kalan alan ise oldukça geniştir. Bilgilendirici ve eğitici içerik üretmek, mevzuat değişikliklerini yorumlamak, genel hukuki değerlendirmeler yapmak hiçbir meslek kuralına aykırı değildir. Yeter ki kesin hukuki tavsiye niteliğinde olmasın. "Bir çalışan şu durumda şunu yapmalıdır" demek sakıncalıyken, "Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımı son dönemde şu yönde şekilleniyor" demek tamamen kabul edilebilir ve son derece değerlidir. Bu ayrımı bilinçli yöneten avukat, hem etik sınırlar içinde kalır hem de işverenlerin güvendiği bir bilgi kaynağı haline gelir. Paylaşım dilinde dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta, gereksiz hukuki jargon kullanımıdır. İK müdürü hakim değildir; işveren zaten değildir. Latince terimleri, ağır hukuk dilini herkesin anlayacağı sadeliğe indirgemek büyük bir beceridir. "Fesih" yerine "işten çıkarma" demek, "müteselsil sorumluluk" yerine "zincirleme sorumluluk" açıklaması yapmak, içeriği hem okunabilir kılar hem de samimiyet katar. Unutma, insanlar anlamadığı şeye güvenmez; anlamadığı yerden de hizmet almaz.Sürekli görünürlük planı
En sık karşılaştığımız hatalardan biri şudur: Avukat, bir dönem yoğun şekilde LinkedIn'de paylaşım yapar; haftada üç-dört gönderiyle ortalığı sallar. Sonra işleri yoğunlaşır, duruşmalar artar, içerik üretimi aksar. Bir bakmışsınız, profil üç aydır sessiz. Oysa algoritma da, insan psikolojisi de sürekliliği sever. Düzenli olarak karşısına çıkan avukat, işverenin zihninde "aktif, güncel, işinin başında" olarak konumlanır. Uzun süre sessiz kalan bir profil ise "acaba mesleği bıraktı mı" sorusunu bile akla getirebilir. Sürekli görünürlük, bir seferlik viral gönderiden çok daha kıymetlidir. Peki bu süreklilik nasıl sağlanacak? Ayda bir oturup dört-beş gönderi yazıp kenara koymak ve düzenli yayımlamak en temel yöntemdir. İçerik takvimi oluşturmak şarttır. Haftanın belirli bir günü mevzuat güncellemesi, bir başka gün Yargıtay karar yorumu, ayda bir kez sektörel analiz ya da İK profesyonelleriyle yapılmış bir röportaj. Çeşitlilik, monotonluğu kırar. Aynı formatta sürekli aynı tonda yazmak, bir süre sonra takipçide körlük yaratır. Bazen bir anket, bazen kısa bir video yorumu, bazen de bir infografik ile akış canlandırılmalıdır. Bu bir yatırım işidir. Arabaya her ay benzin koymak gibi; bir ay koymazsan yol alamazsın. Kobimedya olarak yıllardır hukuk sektörü de dahil olmak üzere birçok meslek grubunda dijital strateji kurgularken şunu net gördük: Plansız içerik, para ve zaman israfıdır. Haftada bir gönderi bile olsa, bunun bir plana bağlı olması, hedef kitleye göre şekillendirilmesi ve dönüşüm hunisine hizmet etmesi gerekir. Aksi halde, ortaya konan emek sosyal medyada kaybolup giden milyonlarca gönderiden biri olmaktan öteye geçemez.Doğru strateji doğru müvekkili getirir
Konuyu toparlayacak olursak, iş hukuku alanında çalışan bir avukatın dijital varlığı, artık bir tercih değil zorunluluktur. Fuara katılıp broşür dağıtmanın karşılığını alamayan turizmcinin durumu neyse, web sitesini güncellemeyip LinkedIn'de görünmeyen avukatın durumu da aynıdır. Dijitale yatırım yapmayan, er ya da geç tabelasını indirir; indirmese bile hak ettiği iş hacminin çok altında çalışmaya mahkum olur. Özellikle kurumsal işverenlere ulaşmak isteyen avukatlar için LinkedIn, doğru kullanıldığında inanılmaz bir fırsat penceresidir. Doğru kullanılmadığında ise yalnızca bir özgeçmiş sayfasıdır. Biz Kobimedya A.Ş. olarak, 20 yıla yaklaşan tecrübemizle, meslek profesyonellerinin dijital dünyada nasıl konumlanması gerektiğini biliyoruz. İçerik stratejisi, anahtar kelime araştırması, web sitesi yapılandırması, LinkedIn optimizasyonu ve düzenli içerik üretimi konularında, her sektöre ve her ihtiyaca özel yaklaşımlar geliştiriyoruz. Çünkü her avukatın hitap ettiği kitle ve uzmanlık alanı farklı olduğu için çözümü de tek tip değil, işletmenin gerçek ihtiyacına göre kurguluyoruz. Eğer siz de sürekli görünür olmayı, işveren tarafında güvenilir bir otorite haline gelmeyi ve nihayetinde dijitalden gelen istikrarlı müvekkil akışını deneyimlemek istiyorsanız, sizi dinlemeye ve birlikte bir yol haritası çıkarmaya hazırız.Web Sitesi: kobimedya.com